Türkiye’nin yetiştirdiği, evrensel bilgi birikimine katkıda bulunan başarılı bilim insanlarını ödüllendirmek amacıyla verilen Koç Üniversitesi Rahmi M. Koç Bilim Madalyası, bu yıl 10. kez sahibini buldu.
Prof. Dr. Ufuk Akçiğit, ekonomi bilimine uluslararası düzeyde öncü katkıları ve özellikle inovasyon, verimlilik, girişimcilik, gelir dağılımı ve sosyal mobilitenin teorik ve ampirik alanlarında gerçekleştirdiği çalışmalar nedeniyle Koç Üniversitesi Rahmi M. Koç Bilim Madalyası’na layık görüldü.
Madalya sahibini takdim eden Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti: “Bu yıl Bilim Madalyası’nın sahibinin bir Koç Üniversitesi mezunu olması, bizim için çok özel bir anlam taşıyor. Çünkü bu başarı, kurucumuz Vehbi Koç’un ‘Bilim yoluyla ülkeye hizmet’ vizyonunun en somut ve en parlak örneğidir.” diye konuştu.
Prof. Dr. Ufuk Akçiğit ise yaptığı konuşmada, “Bu ödülün benim için ne kadar özel olduğunu kelimelerle ifade edemem; hem ülkemin en değerli ödüllerinden biri ile onurlandırılmak hem de çok sevdiğim, bugün olduğum bilim insanına dönüşmemin en önemli bileşenlerinden biri olan ve mezunu olmaktan her zaman gurur duyduğum Koç Üniversitesi’nden bu ödülü almak inanılmaz bir mutluluk” dedi.

Rahmi Koç, Prof Dr. Ufuk Akçiğit’e Bilim Madalyası’nı takdim ederken
Koç Üniversitesi’nin 2016 yılında başlattığı ve bilimin gelişmesini teşvik etmek amacıyla her sene takdim ettiği Koç Üniversitesi Rahmi M. Koç Bilim Madalyası, dönüşümlü olarak bir yıl Fen, Mühendislik ve Tıp Bilimleri ve sonraki yıl da İdari, Sosyal, İnsani Bilimler ve Hukuk alanlarında, Türkiye’nin yetiştirdiği yurt içinde veya dışında evrensel bilgi birikimine katkıda bulunmuş, henüz 50 yaşını tamamlamamış, başarılı ve öncü bilim insanlarına veriliyor.
TIKLAYIN – 2025 Koç Üniversitesi Rahmi M. Koç Bilim Madalyası’nın sahibi Prof. Dr. Ufuk Akçiğit oldu
“Değer görmeyen bilgi göç ediyor”
Bilimsel üretimin anlamını, genç araştırmacıların umut ile gerçeklik arasında sıkışan yolculuğunu ve Türkiye’de akademinin geleceğini uluslararası başarılarıyla dikkat çeken değerli bilim insanı Prof Dr. Ufuk Akçiğit ile konuştuk..
Bilim insanı kimliğinin ardındaki görünmez emekleri, Türkiye’den dünyaya uzanan yolculuğunda yaşadığı kırılma anlarını ve bugünün gençlerine ışık tutabilecek birikimini samimiyetle paylaşan Akçiğit, hem ülkenin bilim iklimine dair çarpıcı tespitlerde bulunuyor hem de kişisel hikâyesiyle ilham veriyor.

Prof Dr. Ufuk Akçiğit – T24 Editörü Deniz Kıryazı
Bu ödülü almanız, genç araştırmacılar için güçlü bir motivasyon sağlıyor. Buna rağmen Türkiye’de beyin göçünün arttığını görüyoruz. Sizce bu ödülün temsil ettiği ortam ile gençlerin hissettiği gerçeklik arasındaki makas neden açılıyor?
Çok derin bir soru oldu bu. Öncelikle bilim bir ülke için olmazsa olmaz. Gerçekten bir ekonomik büyüme hikayesi yazmak istiyorsak, tarihsel olarak baktığımız zaman şöyle bir başarı hikayesi yoktur: ‘Üniversite sistemi çok kötüymüş ama ülke çok iyi büyümüş’ böyle bir başarı hikayesi yoktur. Dolayısıyla, bu işin gerekli koşullarından bir tanesi iyi bir üniversite sistemi. Bu tarz ödüller aslında hem bir taraftan motivasyonu artırıyor hem de bir taraftan rol modellerin daha çok göz önüne çıkmasını sağlıyor ki bu şekilde gençlerin de öykünebilecekleri ya da kendilerine örnek alabilecekleri insanları tanıma fırsatları oluyor. Ben de tabii ki bir yandan çok büyük bir onur duyuyorum bu ödülü almış olduğum için ama bu işte beni daha da mutlu eden şey gençlere örnek olabilmek. Eğer onlara ilham sağlayabiliyorsa böyle şeyler, ne mutlu.
Öte yandan Türkiye’nin gerçekliği konusuna baktığımızda da ne yazık ki özellikle bilimsel alanlarda akademisyenler açısından yurt dışına ciddi bir kayıp var. Bunun çok ciddi sonuçları da var. İnsanların hak ettikleri değeri bulamadıklarına inanması, kendilerine çok net bir gelecek görememesi, insanlar için karamsarlık yaratıyor. Bu noktada üniversite sisteminin yeterince fona ulaşıp ulaşamadığı da çok önemli. Bu işin elbette maddi bir kısmı da var. İnsanlar aileler kuruyorlar, çocuk yetiştiriyorlar. Baktığımız zamanlar bunlar elbette masraflı ve ne yazık ki maaş skalası konusunda çok ciddi bir makas var. Yurt dışında aynı insan bazen on katı kadar bile maaş alabiliyor. Fonlama açısından çok ciddi bir sıkıntı var. Ders yükü çok ciddi bir uçurum. Araştırma kaynakları, veriye ulaşım… Bunun listesini uzatabilirsiniz. Burda yapılması gereken şey, genel olarak bence toplum olarak bilimsel ortamımızı güçlendirmek için hep beraber daha fazla efor sarf etmeliyiz. Bunun düzeltilecek bir tane şeyi yok, çok fazla şey var. Bence korkmadan tartışabiliyor olmamız gerekiyor eksiklerimizi.
Kendi kariyerinizde Türkiye’de kalmak mı yoksa yurt dışına gitmek mi daha mantıklıydı? Bu ödülün sizi görünen kılan yönüyle, Türkiye’de bilim yapmanın görünmez emeklerini nasıl tarif edersiniz?
Yine başka derin bir soru oldu (gülüyor). Ben yaşamış olduğum yolculukta çok mutluyum, çok şanslı hissediyorum kendimi. Bu yolculuk esnasında gerçekten çok özel insanlarla tanıştım. Çok ciddi fırsatlar çıktı karşıma. Aslında sizin hayatınıza dokunacak şeyler, karşınıza çıkacak imkânlar illa ki Türkiye sınırları içerisinde değil. Yurt dışında da hayatıma o kadar fazla ve belki de hiçbir zaman dokunamayacak insanlarla karşılaşma fırsatı buldum. İmkânlar tabii ki çok farklıydı. Benim hatta YouTube’da bir videom vardır, o videoda o zaman bir doktora öğrencisiydim ve TRT bir sokak röportajı yapıyordu. Bana denk geldi ve mikrofonu uzattı. Ne yapıyorsunuz burda diye sorduklarında, “Burda doktora öğrencisiyim, kitaplarını okuduğumuz hocalardan ders alabiliyorum çok mutluyum ve doktoram biter bitmez Türkiye’ye döneceğim” diye konuşmuştum ama okul bitip meslek hayatına atıldığımda gördüm ki yurt dışındaki üniversitelerin sağladığı imkânlar, özellikle ABD’de bulunmuş olduğum üniversitelerdeki imkânlar gerçekten çok özel. Bütün bu yapmış olduğum araştırmaları benim kendi başıma Türkiye’de yapabilmem mümkün değil. Dünyanın en yetenekli öğrencilerine ulaşabilme fırsatına sahip oldum orda. Konferans ortamları, veriye ulaşım, gerçekçi olmak gerekirse bu imkânlara Türkiye’de ulaşabilmem ne yazık ki mümkün değildi ama Türkiye ile bağım hep çok sıkı devam etti. Bu benim her zaman Türkiye’deki akademik ortama da, ekonomik tartışmalara da katkıda bulunabilmemi sağladı. Dolayısıyla ben geçirmiş olduğum yolculuk için çok mutlu ve çok şanslı hissediyorum kendimi.

Prof Dr. Ufuk Akçiğit
Bilimsel üretimin Türkiye’de daha sürdürülebilir olabilmesi için atılması gereken en kritik adım sizce nedir?
Burda yapılması gereken çok fazla şey var. Bence kaynak dağılımı konusunda hak eden insanlara kaynakların aktarılması, başarının ödüllendirilmesi çok önemli. Dünyadaki başarılı akademik camialara baktığımız zaman, kaynaklarını hak eden ve başarılı geri dönüşler sağlayabilen insanlara daha fazla aktardığını görüyoruz. Bu sadece maaş konusuyla ilgili değil. Araştırma kaynakları, konferanslara gidebilme imkânları gibi… Bu konuda dünyadaki iyi çalışan sistemleri inceleyip ordan dersler çıkarmamız gerekiyor. Bütün üniversite sisteminin bir reformandan geçmesi gerekiyor.
Türkiye’de bilim yapmak isteyen gençlere ne söylemek isterdiniz? Bugünün koşullarında bilimsel bir kariyere başlamak sizce ne tür cesaret, disiplin ya da dayanıklılık gerektiriyor?
Bu soruyu ben daha önce de çok düşündüm açıkçası. Ben 90’lar sonrası değil de bugün liseden mezun olsaydım nasıl bir hayal kurabilirdim diye. Bundan emin değilim pek. Sistem çok değişti ve sürekli değişiyor. İnsanların ileriye dönük hayaller kurabilmesi, planlar yapabilmesi daha da zorlaşıyor. Bunu gençlerle konuştukça görebiliyorum.
Ben o zaman konuştuğum insanlardan kendime dersler çıkarabiliyordum çünkü onların geçtiği patikaları kendime göre düzenleyebiliyordum. Şu an ciddi bir belirsizlik gözlemliyorum öğrencilerde hayata dair. Düşündüğüm zaman 30 yıl öncesine göre bugün en çok yapılması gereken şey sabretmek ve uzun vadeli planlar yapmak. Bir şeyi öğrendiysem hayatta, kısa vadeli paniklerin insanı doğru yere götürmediği oldu. Uzun vadeli planların insanı sonunda doğru adrese götürdüğüne inanıyorum.
Eğer 30 yıl öncesine dönme şansınız olsaydı, yine aynı bilimsel yolu seçer miydiniz? Türkiye’deki araştırma ortamını da düşünerek, kendi yolculuğunuza bugün hangi tavsiyeyi verirdiniz?
Belki biraz klasik olacak ama 30 yıl öncesine dönsem hiçbir şeyi değiştirmek istemezdim. Farklı yapmam gereken şeyler tabii ki varmış ama mesela çok korktuğum ve stres yaşadığım dönemler olmuştu, ulaşmak istediğim şeylere ulaşamayacağımı düşündüğüm zamanlar olmuştu, herhalde söyleyebileceğim tek şey ‘Her şey yolunda gidecek, daha sakin olabilirsin’ derdim kendime. Keşke hayatı yaşasak, sonra filmi başına sarsak ve tüm o tecrübelerle hayatı baştan yaşayabilsek. Bu mümkün değil, ama bunun en yakın alternatifi bu yolu çoktan geçmiş insanlarla sohbet edebilmek. Ben bu konuda ödevimi iyi yaptığımı düşünüyorum ama daha da fazla yapabilirdim. Daha fazla hayat öğrenebilirdim. Bence bu insana daha fazla vizyon katıyor. Daha fazla seyahat etmek de isterdim çünkü yurt dışına gittikten sonraki vizyonumla sadece Türkiye sınırları içinde olduğum dönemdeki vizyonum arasında ciddi fark oldu. Türkiye dışındaki hayatı ve dünyayı daha iyi tecrübe edememiştim o zamanlar. Bir de çok daha erken müziğe başlamayı isterdim, biraz geç başladım müziğe…


