1. Haberler
  2. Hayat
  3. Teknoloji
  4. Yapay zekâ için gizemli antik dilleri çözmek neden zor?

Yapay zekâ için gizemli antik dilleri çözmek neden zor?

Yapay zekâ için gizemli antik dilleri çözmek neden zor?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Meksika’dan Yunanistan’a kadar farklı bölgelerde hâlâ çözülememiş yedi antik yazı sistemi bulunuyor. Peki yapay zeka, geçmişin bu bilmecelerini çözebilir mi?

Zor bilmeceleri çözmeyi seviyor musunuz? Önünüzde gizemli bir şifre olduğunu düşünün: Ne sözlük var ne dilbilgisi ne de çeviri. Tam bir muamma!

Arkeoloji ve dilbilim, tam da böyle bir sorunla karşı karşıya. Yüksek teknolojiye ve yapay zekaya rağmen, bazı antik yazı sistemleri bugüne kadar çözülebilmiş değil. Bu yazılar, varlığını bildiğimiz ama dilini anlayamadığımız uygarlıklardan kalan yazılı izler.

Köln Üniversitesi’nde dilbilimci olan Svenja Bonmann, tarihsel ve karşılaştırmalı dilbilim alanında çalışıyor. Bonmann, tarihsel dilleri çözmeye ve yapılarını yeniden kurmaya odaklandığını anlatıyor:

“Bugüne kadar en yetkin araştırmacıların bile çözemediği ölçüde karmaşık bir entelektüel bilmeceyle karşı karşıya olmak beni çok cezbediyor. Bu tür yazılı belgeler, artık var olmayan bir kültüre erişim sağlıyor.”

Bonmann’a göre bu, geçmişe açılan bir pencere aracılığıyla başka bir kültürle dolaylı bir temas kurmak anlamına geliyor.

Yazıtları çözmenin önündeki engeller

Bonmann şu sıralar, Meksika Körfezi güneyi kıyılarında kullanılmış Epi-Olmek yazı sistemini inceliyor. Olmeklere atfedilen bazı yazıtlar erken bir yazı geleneğine işaret etse de mevcut örnekler çok sınırlı ve bağlam büyük ölçüde belirsiz. Bu da çözüm çabalarını son derece zorlaştırıyor.

Benzer şekilde, Pakistan ve Kuzeybatı Hindistan’da yaşamış Harappa kültürüne ait İndus yazısı da gizemini koruyor. Yüzlerce mühür ve kil parçası üzerinde yer alan metinlerin neredeyse tamamı çok kısa. Bu yazının tam gelişmiş bir dil mi yoksa daha çok sembolik bir sistem mi olduğu hâlâ tartışmalı.

Pasifik Okyanusu’nda bulunan ve Şili’ye bağlı olan Paskalya Adası’nda görülen Rongorongo yazısı ise kuşları, insanları ve geometrik süslemeleri andıran figürlerden oluşuyor. Ancak bu yazı yalnızca az sayıda ve çoğu hasar görmüş ahşap tablet üzerinde günümüze ulaşabildi.


M.Ö. 13’üncü yüzyıla ait olduğu düşünülen Ölüler Kitabı’ndan bir kesit: Şahin başlı tanrı Horus, ölen kâtip Ani’yi, yer altı dünyasının hükümdarı Osiris’e sunuyor

Girit’teki Minos uygarlığı daha tanıdık. Bu kültüre ait üç yazı sisteminden yalnızca Linear B çözülebildi; çünkü erken dönem Yunanca’yı temsil ediyordu. Buna karşılık Girit hiyeroglifleri ve Linear A hâlâ çözülebilmiş değil.

Yine Girit’ten çıkan ünlü Phaistos Diski de gizemini koruyor. Milattan Önce 2 bin yıl öncesine ait olduğu düşünülen bu kil disk, spiral biçimde dizilmiş damga sembollerinden oluşuyor. Etkileyici bir buluntu olsa da, tekil bir örnek olması nedeniyle sistematik biçimde çözümlenmesi neredeyse olanaksız.

İtalya’nın orta kesimlerinde Antik Çağ’da konuşulan Etrüskçe de hâlâ tam olarak anlaşılamıyor. Yunanca kökenli olduğu için alfabe okunabiliyor, ancak dilin kendisinin bilinen başka dillerle açık bir akrabalığı bulunmuyor. Bu da yazıtların anlamını çözmeyi güçleştiriyor.

Günümüz İran’ından bilinen Proto-Elamca ise Elam uygarlığının en erken yazı ve yönetim geleneği olarak kabul ediliyor. İşaretler büyük ölçüde kataloglanmış olsa da tabletlerin çoğu kırık ve içerik genellikle idari notlarla sınırlı. Arkasındaki dil, bilinen hiçbir dil ailesiyle ilişkilendirilemiyor.

Rosetta Taşı yoksa çözüm de zor

Bu yazı sistemlerinin ortak bir sorunla karşı karşıya: Rosetta Taşı’nın eksikliği, yani aynı metnin bilinen ve henüz çözümlenmemiş bir dilde yer aldığı yazıtların bulunmaması. 1799 yılında Mısır’da, Nil deltasındaki Reşit (Rosetta) kasabası yakınlarında keşfedilmiş büyük bir granodiyorit taştan alan yazı çözümleme yöntemi, aynı metnin üç farklı yazı sistemiyle yazılmış bir kopyasını içerir: Hiyeroglif (Eski Mısır’ın kutsal yazı dili), Demotik (Mısırlıların günlük hayatta kullandığı yazı dili) ve Antik Yunanca. Böyle bir anahtar olmadan, işaretleri seslere, hecelere ya da kelimelere bağlamak son derece zor.


Eski Mısır hiyerogliflerinin çevirisini sağlayan üç dilli Rosetta (Reşit) Taşı’nın resimde görülen replikası, Güney Fransa’daki Figeac Müzesi’nin iç avlusunda bulunuyor

Yine de Bonmann’a göre bu durum çözümü tamamen imkansız kılmıyor. Bonmann, Linear B’nin çözülmesini buna örnek gösteriyor: “İki dilli metinler her zaman şart değil. Ama tarihsel süreklilik sağlayacak unsurlara ihtiyaç var: Yer adları, hükümdar isimleri ya da tanrılar gibi.”

Bir yazının bilinen bir dil ailesiyle ilişkilendirilebilmesi de çözüm açısından büyük önem taşıyor. Böyle bir bağ olmadan ses sistemleri, kelime yapıları ve dilbilgisel kalıplar hakkında güvenilir varsayımlar geliştirmek zorlaşıyor.

Yapay zeka her derde deva mı?

Henüz çözülememiş antik diller söz konusu olduğunda yapay zeka (YZ) sık sık olası bir “şifre çözücü” olarak gündeme geliyor. Gerçekten de yapay zeka işaret dizilerini karşılaştırabiliyor, örüntüler tespit edebiliyor ve metinlerdeki sıklıkları hesaplayabiliyor.

Ancak Bonmann, veri miktarı çok sınırlı olduğunda yapay zekanın da hızla sınırlarına ulaştığına dikkati çekiyor. Yapay zekanın analiz için büyük veri kümelerine ihtiyaç duyduğunu belirten Bonmann, çözülememiş yazı sistemlerinden ise çoğu zaman yalnızca birkaç yazıt bulunduğunu söylüyor.


Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesi’nden iki yazıt: Sağda, Sümer, erken hanedanlık dönemine (M.Ö. 2900-2680 civarı) ait oluduğu düşünülen bir okul alıştırması, solda ise muhtemelen Asur Kralı I. Şamsi-Adad dönemine (M.Ö. 1808-1776) ait bir idari belge yer alıyor

Bonmann, yapay zekanın esas olarak mevcut bilgileri yeniden birleştirdiğini ama bir mucize beklenmemesi gerektiğini vurguluyor: “Yakın gelecekte, bu kadar az veriyle güvenilir biçimde çalışabilecek programların geliştirilmesi bana pek olası gelmiyor. Zira bu bir tür zeka simülasyonu. Program gerçekten düşünmüyor.”

Bu nedenle, ilk bakışta ikna edici görünen ama bilimsel olarak zayıf yorumlar ortaya çıkabiliyor. Hatta yapay zekanın, araştırmacıların bilinçsiz beklentilerini yansıtma riski bulunuyor; örneğin eğitim verilerinde sık geçen dil aileleriyle temelsiz akrabalıklar kurabilir.

Belki de çözümsüz kalacak bilmeceler

Belki de bu yazıların cazibesi tam da burada yatıyor. Görünüşte her şeyi çözebilen makinelerin çağında bile, geçmişin bazı sesleri şimdilik sessiz kalıyor.

Bonmann, “Biz insanlar, bildiğimiz kadarıyla tarih bilincine sahip tek türüz. Nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi sorguluyoruz” diyor.

Geçmiş toplumları, nasıl yaşadıklarını ve neden yok olduklarını anlamaya çalışmak Bonmann’a göre insan olmanın temel unsurlarından biri. Bu nedenle Bonmann, gizemli yazıların çözümünün, yalnızca akademik değil; aynı zamanda son derece güncel ve insani bir mesele olduğunu söylüyor.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü