1. Haberler
  2. Kültür - Sanat
  3. Sahi, nerede o eski yılbaşılar?

Sahi, nerede o eski yılbaşılar?

Yılbaşı için sofralar yine kuruluyor olsa da eski ekranlar da o heyecanlı bekleyişler de büyüklerin anlattıklarından ibaret uzak birer hatıra sanki… Belki de bu nedenle, "Nerede o eski yılbaşılar?" sorusu sürekli kulaklarımızda… O özlemi kavrayabilmek için de o yılların ekranlarına bakmak gerekiyor… En çok da TRT ekranına…

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mutlu bir yıl dilenen simli kartlar çıkmıyor artık zarflardan, yıllardır kar da yağmıyor 31 Aralık gecelerinde… Mandalina kabuklarının parçalarıyla kapatılan tombala kartları, sobanın üzerinde ağır ağır kızaran kestane eski albümlerde kalmış gibi…

Bu keyifsizlik uzun yıllardır süren kolektif bir mutsuzluk/umutsuzluktan mı yoksa istediğini yapabilecek maddi olanaklara sahip olamamaktan mı? Hepsi birbirine karışmış gibi. Ama önceden sanki daha bir umutla, heyecanla, inançla, yeni yılın mutlaka daha iyi geleceğine dair bir hevesle yılbaşını kutlarken şimdi sanki hepimiz yılbaşında “bir şey yapmamız gerektiği için” bir şeyler yapıyoruz. Neşesiz, unutkan bir telaş.

Belki de bu nedenle, yaşım “Nerede o eski yılbaşılar?” nostaljisi yapmaya yetmese de geçmişin yılbaşı tartışmalarına bakmak bugün dahi bir anlam ifade ediyor. “Harika” olduklarından değil; -çoğunlukla- televizyon karşısında geçen o gecelerin, belki çoğunlukla sıkıcı da olmalarına rağmen, yine de çok özlenecek kadar toplumsal hafızada yer tutmasından, sosyo-kültürel izler bırakan gerçek birer “hadise” olmalarından… Bu anlamı kavrayabilmek için de o yılların ekranlarına bakmak gerekiyor… En çok da TRT ekranına…

1970’li yıllar: Yasakların gölgesinde Sanat Güneşi

Yıl 31 Aralık 1976… Televizyon maceramız 1968’de başlasa da arşiv kayıtlarına göre TRT, ilk büyük yılbaşı özel programını 1977 yılına girerken yaptı. Aslında önceki yıllarda da ‘yılbaşı özel’ yayınları vardı ancak bunlar çoğunlukla sıkıyönetim sürecinin gölgesinde kalıyordu. Daha çok mevcut programların yılbaşı temalı bölümleri, müzik klipleri ve korolar yayınlanıyordu.

O dönem TRT Denetim Kurulu; sanatçıları kıyafetleri, ‘sahne tavırları’ ve konuşmaları konusunda katı bir süzgeçten geçiriyordu. ‘Protesto aracı’ olarak kullanıldığı savunulan arabeskin; hem politik kaygılardan hem de umutsuzluk duygusunu artırdığı düşüncesiyle yasak olduğu yıllardı. 1977 yılına 16 gün kala yapılan ‘TV’de 7 Gün’ haberi bu yasakların ne derece katı olduğunu gösteriyordu: “Ayıp şey! Türk müziğinin bu şöhretlerine yılbaşı gecesi ekran kapalı!” Denetimlerin eleştirildiği bu haberde, TRT’ye “Hiç değilse yılbaşı gecesi bizi sevdiğimiz seslerden ayırmayın” çağrısı yapılıyordu.

Kamuoyu baskısı karşılık bulmuş olacak ki, 1976’yı 1977’ye bağlayan gece TRT, ‘Sanat Güneşi’ Zeki Müren’i ekrana çıkarttı ve bu, yeni bir yılbaşı döneminin başlangıcı oldu. 70’lerin sonlarından itibaren bugün yaptığımız muhabbetin farklı bir türü konuşulmaya başlandı: Ekrana kimler çıkacak, ne giyecek, hangi şarkıları söyleyecek?.. Gazetelerde günlerce bunlar takip ediliyor, herkes yılbaşı gecesi ekrana kilitleniyordu.

Zeki Müren harekâtı, darbuka krizi

Takip eden 1977 yılında da -daha sonraki yıllarda yılbaşı denildiğinde akla gelecek ilk isim olacaktı- Zeki Müren’in ekrana çıkmasına TRT Denetim Kurulu zar zor onay verdi. Yılbaşına birkaç gün kala Müren’in çıkacağı, “TV’de Zeki Müren harekâtı” başlığıyla duyuruldu. Habere göre Zeki Müren, ekrana çıkabilmek için bir ay boyunca çabalamış, televizyoncular da amirlerine dil dökmüştü. TRT Denetim’in katılığını şu cümle özetliyordu: “Her ünlü sesin halkın dilinde marş olan şarkısına kulp takmak Denetim’in adeti!”

Zeki Müren’in ekrana çıkmak için haftalarca mücadele vermek durumunda kalmasının sebebi ise epey ilginçti: Darbuka çalması! Denetim, Müren’i ‘koskoca gazino salonlarını hop hop oynatan enstrümanı’, darbukası yüzünden ekrana getirmek istemiyordu. Uzun süren istişarelerle sorun çözüldü, Zeki Müren’in ‘darbukasıyla’ ekranlara gelmesine izin verildi ve Sanat Güneşi, Ajda Pekkan’la birlikte gecenin assolisti oldu.

Zamanla şarkılarıyla olduğu kadar imajıyla, sahne tavırlarıyla, zarafetiyle eşsiz bir ikona dönüşen Zeki Müren, saat tam 00:00’da çıkmasına itiraz edilemeyecek bir geleneğe dönüştü. “Ah bir de televizyonumuz renkli olsa da o kıyafetleri görsek” dilekleriyle ekrana kilitlenen milyonlar, saatler gece yarısını vurduğunda onun şarkıları ve temennileri eşliğinde yeni yıla girdi.

TRT, Orhan Gencebay ile yasakları deliyor!

1978’in son gecesi, Türk televizyonculuğunda bir başka barajın yıkılışına sahne oldu. TRT, yıllardır görmezden geldiği sokağın sesine, yani arabeske ilk kez yeşil ışık yaktı. 18 saat süren dev bir program hazırlandı. Sezen Aksu’dan Erol Evgin’e kadar çok sayıda ismin yer aldığı bu dolu dolu akışta asıl sürpriz Orhan Gencebay’dı. Yasaklı olmasına rağmen milyonlarca dinleyicisi olan “Baba” Orhan Gencebay, o gece 15 dakikalığına kendisine yasaklı olan o ekrana çıktı; “Yarabbim”, “Hatasız Kul Olmaz” ve “Seveceksin” ile ilk kez ‘beyazcamda’ boy gösterdi.

Aynı gece İbrahim Tatlıses de “Ayağında Kundura” şarkısını seslendirdiği kısa sahnesinden sonra tüm Türkiye’de ün kazandı.


Arabesk türün temsilcileri beyazcama yağıyor!

1978 yılının son gecesinde Orhan Gencebay ile delinen arabesk yasağı, 1979 yılına girerken beklentiyi iyice tırmandırmıştı. Gazeteler daha kasım ayından itibaren “Bu yılbaşı gecesi de bir sürpriz olacak mı?” sorusunu sormaya başlamıştı. Bu kez kulislerde, o dönemki performansıyla adeta bir fenomen hâline gelen Ferdi Tayfur’un ismi yankılanıyordu. Dönemin İstanbul TV Program Müdürü Uğur Dündar, “yeni yılda halkın beğenisini kazanan sanatçıların ekranda olacağını” açıklayarak heyecanı körüklemiş, arabesk temsilcilerinin “beyazcama yağacağı” konuşulmaya başlanmıştı.

Nihayet beklenen gece geldiğinde Ferdi Tayfur; “Gönül Oyunu” ve “Merak Etme Sen” şarkılarıyla, tam 9 dakikalığına ilk kez TRT ekranlarında boy gösterdi. O gece sadece o değil; İbrahim Tatlıses, Müjdat Gezen, Emel Sayın, Erol Evgin, Neşe Karaböcek ve Ajda Pekkan gibi efsane isimler de kısa performanslarla izleyici karşısına çıktı. Toplamda 5 saat 55 dakika süren dev programın arkasında ise tam 290 saatlik hummalı bir çalışma vardı.

1980’ler: Dansöz bariyeri Nesrin Topkapı’yla kırılıyor!

1980’i 1981’ye bağlayan gece Türkiye için bir dönüm noktasıydı. 12 Eylül Darbesi sonrası siyasi baskının en yoğun olduğu gri günlerde, sokağa çıkma yasağının yılbaşına özel 02:00’ye çekildiği o gece, TRT 03:00’e kadar süren bir ‘solistler geçidi’ hazırladı. Programa damga vuran olay ise ilk kez bir dansözün, Nesrin Topkapı’nın ekrana çıkmasıydı. Topkapı, bu performansıyla ‘TRT’ye çıkan ilk dansöz’ ünvanını almıştı.

Aslında bu dans bir yıl önce çekilmiş ama yasak nedeniyle yayınlanmamıştı. O gece aslında Topkapı için kariyerini değiştiren bir tesadüfler silsilesiydi. Bir yıl önce çekilen ama yasaklanan dansı, habersizce yayına verilmişti. Topkapı, yıllar sonra kendisini ekranda gördüğünde donup kaldığını söyleyecek, o anları otobiyografisinde anlatırken, “İşsiz ve yalnız evde oturup veresiye aldığım şarabı içerken tam gece yarısı birden TV’de kendimi gördüm, telefonum tüm gece durmadı, iş teklifleri yağmaya başladı” sözleriyle diyecekti.

Nesrin Topkapı’nın o günkü kıyafeti yapımcı İzzet Öz tarafından ‘fazla kapalı’ bulunmuş, Topkapı bir kolunu indirip diğerini açarak dansını sergilemişti. Bu performanstan sonra dansöz şovları her yılbaşı beklenir oldu. Tabii bu durum her kesimden onay almadı; “kadın göbeğinin ahlakı bozacağını” savunanlar ile ‘yabancı dizilerin tahribatının yanında dansözün lafı bile olmayacağını’ söyleyenler arasında tartışmalar her yıl sürdü.

İlerleyen yıllarda dansöz geleneği katı denetimlerle devam etti. 1983’te Nesrin Topkapı akıllara kazınan asalı performansı için sahneye çıktığında gazeteler “Nesrin dans etti, denetim terledi” başlıkları attı; çünkü dekolte yasağı yüzünden sanatçının neredeyse sadece yüzü ve elleri dışarıda kalmıştı.

Topkapı geleneğinin üç yıl boyunca kesintisiz devam etmesi, oryantal dünyasında kelimenin tam anlamıyla bir fırtına kopardı. ‘Prenses Banu’ ve ‘Emine Smith’ gibi dönemin ünlü dansözleri, TRT’de Nesrin Topkapı’ya “torpil” yapıldığını yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Hatta kendilerinin kandırıldığını öne sürerek bu durumu resmi makamlara kadar taşıdılar; öyle ki, iddialar adı geçen TRT çalışanları hakkında idari soruşturma açılmasına dek vardı. Yaşanan bu kulis savaşlarından mı yoksa “Ya ben ya onlar” diyerek çektiği bir restten mi bilinmez; Nesrin Topkapı, dördüncü yıl kapısını çalan teklifi bu kez geri çevirdi ve bir daha yılbaşı gecesi TRT ekranında görünmedi.

80’li yılların sonuna gelindiğinde, tartışmalı dansöz gösterilerinin yanı sıra Zeki Müren, Ajda Pekkan, Sezen Aksu ve Emel Sayın gibi isimlerin yer aldığı o klasik “ünlüler geçidi” geleneği tüm hızıyla sürüyordu. Hatta Muazzez Abacı, Hasan Heybetli ile yaşadığı fırtınalı aşk nedeniyle bir süre uzak kaldığı sahnelere dönerek yılbaşı gecesinde izleyiciyle hasret giderdi.

Sadece müzik değil, mizah da yılbaşı gecelerinin vazgeçilmeziydi; Zeki Alasyave Metin Akpınar ikilisinin “güldürüleri”, Perran Kutmanve Müjdat Gezen’in sürprizleri geceyi renklendiren, programın en çok beklenen bölümleri arasındaydı.

Bu yıllar, teknik bir devrime de sahne oldu; 31 Aralık 1981 gecesi TRT, izleyicilerine büyük bir sürpriz hazırlayarak ilk renkli yılbaşı programını yayınladı, Zeki Müren’in hayal gücüne bırakılan kostümleri ilk kez renkli görülebildi.

Turgut Özal dönemiyle beraber, TRT’nin o eski ve kaskatı sansür mekanizması yerini daha “hoşgörülü” bir atmosfere bıraktı. 1988’i 1989’a bağlayan gece, zaten esnemeye başlayan yasaklar tamamen rafa kalktı. 12 Eylül sonrasında yurt dışına gitmek zorunda kalan Zülfü Livaneli ilk kez TRT ekranında göründü; aynı gece Ferhan Şensoy o meşhur “Faşist bir yağmur yağıyor” esprisini patlattı. Darbe sonrası ekran yasağı alan İbrahim Tatlıses de gecenin sürprizleri arasındaydı.

Ancak asıl “yeni yıl bombası”, tam dokuz yıldır yasaklı olan Bülent Ersoy’un ilk kez ekrana çıkışıydı. Ersoy’un ekrana çıkışı gazetelerde “Aslar çarpışıyor” başlığıyla duyuruldu. Habere göre Zeki Müren arşiv görüntüleriyle gecede yer alırken, Bülent Ersoy canlı performansı için “Çok mutluyum, teklif geldiğinde ne kadar sevindiğimi anlatamam” diyerek heyecanını paylaşıyordu.

80’lerin kapanışına doğru Sibel Canve Hülya Avşar gibi isimler de artık yılbaşı programlarının yeni sembolleri haline gelmişti. Sibel Can, oryantal danslarıyla akıllarda yer edinmeye başlamıştı.

90’lı yıllar: Özel kanallar ve reyting savaşları

90’ların başında Magic Box (Star 1), Show TV ve Kanal D gibi özel kanalların yayına başlamasıyla TRT’nin tekel dönemi bitti, yılbaşındaki popülerliğini de yitirmeye başladı. Bu durum, yılbaşı gecelerini tam bir “yıldız kapma” yarışına dönüştürdü. Evinde televizyon karşısında tombalasını oynayan, Milli Piyango çekilişini bekleyen orta direk ailenin salonuna konuk olmak isteyen televizyoncular, ‘ilkler’ mücadelesine girdi. Kanallar; Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses, Hülya Avşar ve Sibel Can gibi en büyük isimleri rakip kanala kaptırmamak için astronomik paralar ödemeye başladı. Gazeteler haftalar öncesinden “Kimin hangi kanala kaça transfer olduğunu” sütunlarına taşıyordu.

Özel kanalların devreye girmesiyle yılbaşında tam bir rekabet dönemi başladı. Artık aynı yıldızı bir kanalda canlı yayında, diğer kanalda ise bant kaydında görmek mümkündü.

Tarkan’ı ‘patlatan’ gece

Tarkan, bu dönemin en büyük patlamalarından birini yaptı. 1992 yılbaşında ilk kez TRT’de sahne aldığında, “0 kilometre bir pop yıldız adayı ekranlarınıza gelecek, bu ismi 1993’te sık sık duyacaksınız” diyerek anons edildi. Tarkan, ‘Kıl Oldum Abi’ şarkısını seslendirdiği o yılbaşı performansının ardından bir anda Türkiye’nin gündemine oturdu.

Teknolojik denemeler de 90’ların ruhuna damga vurdu. 1995’i 96’ya bağlayan gece, Kanal D’nin dağıttığı karton gözlüklerle Hülya Avşar’ın şovunu 3 boyutlu izleme çabası, dönemin en büyük teknolojik olaylarından biri oldu. Her ne kadar çoğu evde görüntü sadece bulanık bir karmaşadan ibaret kalsa da bu girişim kanalların “her şeyi deneme” heyecanını özetliyordu.

Bu yıllar, siyasi hicvin de revaçta olduğu dönemdi. Levent Kırca ve ekibinin hazırladığı “Olacak O Kadar” yılbaşı özel skeçleri, gece yarısından önce tüm aileyi ekran başına kilitlerdi. Süleyman Demirel’den Turgut Özal’a, Erdal İnönü’den Tansu Çiller’e kadar tüm liderlerin taklitleri bizzat o liderler tarafından da izlenir ve ertesi günün gazetelerinde hararetle tartışılırdı.

90’ların sonuna doğru ise yılbaşı gecesinin “gece yarısından sonraki” ritüeli değişmeye başladı. Nesrin Topkapı’lı dansöz döneminin yerini yavaş yavaş dünyaca ünlü Victoria’s Secret defileleri almaya başladı. Bu, Türkiye’nin global magazin dünyasına eklemlenme çabasının bir parçasıydı.

Yılbaşı değişiyor, tabiat değişiyor

Bugün dönüp bakıldığında televizyon karşısında geçen o yılbaşı geceleri, yalnızca birer eğlence programı değil; devletin fiili tutumu ile sokağın kültürel dinamikleri arasındaki çatışmanın izlenebildiği birer sosyolojik gösterge niteliğindeydi. 70’lerin kaskatı kurallarından 90’ların sınırsız rekabetine uzanan bu süreç, aslında Türkiye’nin popüler kültür üzerinden verdiği hayatta kalma mücadelesinin en somut zeminiydi.

Dönemin ruhunu, ‘Gazinocular Kralı’ Fahrettin Aslan söyleşisinde isabetli bir şekilde özetlemiş:

“Eskiden daha görkemli hazırlıklar yapılırdı. Aile, yılbaşı nedeniyle bir araya gelirdi ama şimdi gençlik açıldı, aileden koptu. Diskoteklerde kendi aralarında eğleniyorlar. Velhasıl eski yılbaşılar daha bir anlamlıydı. Şimdi klasikleşti. Tabiat bile değişti, yılbaşı neden değişmesin? Eskiden bir yılbaşı havası vardı, kar yağardı, maşallah şimdi günlük güneşlik yılbaşılar geçiriyoruz…”

Evet, sadece ekranlar ve eğlence anlayışımız değil, mevsimlerimiz, duygularımız da kabuk değiştirdi. Belki bugün daha fazla seçeneğimiz, daha pırıltılı ekranlarımız var; ancak o günlerin kısıtlı imkanlarında, siyah-beyaz bir ekranın başında kopan fırtınalar ve yaşanan küçük devrimler, toplumsal hafızada bugünkünden çok daha kalıcı ve tatlı birer iz bırakmayı başarabildi.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü